Prof. Dr. Elvan Özalp

Prof. Dr. Elvan Özalp

Kaygı (Anksiyete) Bozuklukları

Kaygı, kişinin alışmadığı veya kendisini tehdit altında hissettiği durumlarla tetiklenen, kasılma, korku ve iç huzursuzluk gibi fiziksel stres tepkilerini beraberinde getiren hoş olmayan bir duygudur.

Gündelik hayatımızda zaman zaman anksiyete yaşamak olağandır. Hayat koşuşturmasının içinde birtakım zorluklar baş gösterebilir ve bu gibi durumlar kişide kaygıya sebep olabilir. Gündelik hayatımız içerisinde kaygı yaşamak normal sayılan bir durum olsa da kaygı seviyesinin düzeyi kaygı bozukluğu teşhisi konulabilmesi için önemlidir. Kaygı seviyesi aşırı düzeyde ise kişide tıbbi bir rahatsızlık olduğu söylenebilir.

Kaygı bozuklukları, en çok görülen ruhsal bozukluklardan biridir DSM-5’e göre toplamda 11 kaygı bozukluğu alt türü vardır. Bunlar: Ayrılma kaygısı bozukluğu, seçici konuşmazlık, özgül fobi, sosyal kaygı bozukluğu, panik bozukluk, agorafobi, yaygın kaygı (anksiyete) bozukluğu, maddenin/ilacın yol açtığı kaygı bozukluğu, başka bir sağlık durumuna bağlı kaygı bozukluğu, tanımlanmış diğer bir kaygı bozukluğu ve tanımlanmamış kaygı bozukluğudur.

Sosyal Anksiyete Bozuklukları

Sosyal anksiyete bozukluğu olarak da adlandırılan sosyal fobi, sosyal ortamlarda aşırı kaygıyla seyreden bir anksiyete bozukluğudur. Sosyal fobiye sahip olan kişiler insanlarla iletişim kurmakta, yeni insanlarla tanışmakta ve sosyal toplantılara katılmakta zorlanırlar. Bu durumdan dolayı yargılanmaktan korku duyarlar. Sosyal fobi kişinin iş, okul ve aile ilişkilerini etkileyebilir. Sosyal fobi belirtileri genç yaşta başlayarak üstüne gidilmediği sürece yenilmesi zor bir klinik tablo haline gelebilir.

Sosyal fobinin topluluk karşısında konuşmak, mevki olarak yüksek birisiyle buluşmak gibi bazı özel durumlarda görülen hafif tipi olduğu gibi hemen her sosyal etkileşimde kendisini gösteren daha ağır formları da bulunur. Sosyal fobisi olan bireylerden bazıları için market alışverişi, birisine yol tarifi sormak, güvenliğe selam vermek gibi günlük hayatın içindeki etkileşimlerde bile yoğun kaygı durumu yaşanabilir.

Sosyal kaygı bozukluğu tanısını koymak için şu noktalara dikkat etmek gereklidir. Söz konusu sosyal ortamlarda hissedilen kaygı ve korkunun durumla ve kültürel durumla orantısızlığı , kişinin bu kaygıyı yaşamamak adına kaçınmalarının varlığı, bu durumun kişinin hayatında olumsuz sonuçlara neden olması işlevselliğini olumsuz yönde etkilemesi gereklidir ve tüm bu durumların en az 6 ay devam etmesi şartı vardır.

Tedavi
Kendi kendine geçmeyen kronik seyirli bu rahatsızlığı başta bilişsel-davranışçı psikoterapi olmak üzere bazı terapi yöntemleriyle ve medikal tedavi yöntemleriyle tedavi etmek mümkündür.

Panik Bozukluğu

Panik bozukluğu toplumda ençok bilinen anksiyete bozukluğudur. Kadınlarda biraz daha fazla görülür. Panik bozukluğun sebebi çok fazla faktöre bağlanmıştır. Genetik bir geçişten söz edildiği gibi çevresel faktörler yaşamsal stresörler de sebep olarak gösterilebilir. Vakaların yarısı ile üçte birinde agorafobi eşlik eder. Bu bozukluk panik atakların nöbetler şeklinde yaşandığı ve atakların tekrar olacağı kaygısıyla seyreden bir bozukluktur. Panik ataklar değerlendirilirken aynı zamanda eşlik edebilecek kalp hastalıkları, hipertiroidizm gibi klinik durumlar, kişinin ilaç kullanımları ve diğer tıbbi durumlar mutlaka göz önüne alınmalı ve değerlendirilmelidir. Bu hastalara en çok yardımcı olan durum bu bozukluk hakkında bilgilendirilmektir. Sadece panik atakları olan bir kişinin panik atak sırasında delirmeyeceğinin yada kalp krizinden ölmeyeceğinin anlatılması bile önemli bir tedavi adımıdır. Kişinin kendi kendine panik atağı tedavi etmesi zor olabilir. Yanıltıcı şekilde kişiler kendi kendilerine atak geçireceğini düşündüğü yere gitmemek gibi kaçınma davranışları veya atak geçirirlerse yardımcı olsunlar diye yanlarında sürekli biriyle hareket etme gibi kendilerini emniyete alma davranışları içinde hastalığı kontrol altına aldıklarını düşünebilirler ve bu durum hastalık sürecinin uzayıp gitmesine neden olur.

Bir kişiye panik bozukluğu diyebilmek için ilk kriter yineleyen beklenmedik panik atakların olması gerekliliğidir. İkinci kriter; bu ataklardan birinden sonra bir ay içinde yine bir atak geçireceği korkusunun olması, ya da atağın olası sonuçlarıyla ilgili aşırı kaygılanmanın olması gereklidir. Ayrıca yine bir ay içinde panik atak geçirmemek için bazı davranışlardan kaçınma örneğin yalnız dışarı çıkmama, asansöre binmeme gibi davranışların olması gereklidir.

Panik atak dakikalar içinde aniden başlayabilir, şu belirtilerden oluşur.

  • Çarpıntı
  • Terleme
  • Titreme ya da sarsılma
  • Soluğun daralması, boğuluyor gibi olma
  • Bulantı
  • Göğüste ağrı ve sıkışma
  • Baş dönmesi
  • Denetimi yitirme
  • Ölüm korkusu gibi belirtilerden en az dördünün yukarda ifade edilen şekilde oluşması durumunda bu tanı konmaktadır.

Tedavi
Panik bozukluğu tedavi edilebilir ve tam iyileşme sağlanabilir bir durumdur. Bugün için etkinliği bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış tedavi yöntemleri ilaç tedavileri ve bilişsel davranışçı terapiler gibi bazı psikoterapi yöntemlerinin birlikte kullanıldığı tedavi programlarıdır.

Agorafobi

Agorafobi, kişinin kendi güven alanı dışındaki ortamlara karşı kaygı, tehlike, rahatsızlık ve utanç gibi duygular geliştirmesine neden olan bir klinik durumdur. Agorafobinin karşılığı her ne kadar alan korkusu olarak geçse de durum zaman zaman bundan daha karmaşık bir hal alabilir.

Bu kaygı durumunu yaşayan bireyler toplu taşıma kullanmak, açık veya kapalı alanlarda olmak, sırada beklemek veya kalabalıkta olmak gibi bir durumdan korkarlar. Yaşanan kaygı; korku yoğunlaştığında, kaçmanın veya yardım almanın kolay bir yolu olmadığı hissinden kaynaklanır.

Agorafobi ile panik bozukluğu arasındaki ilişki birçok araştırmacı tarafından incelenmektedir. Panik bozukluğa sahip kişilerin yaklaşık üçte birinin agorafobiye de sahip olduğu bilinmektedir; ancak panik bozukluğu olmaksızın agorafobi hastalığına sahip kişiler de bulunmaktadır. Panik bozukluğu olan hastalarda agorafobi, geçirilen ilk panik atağın hemen ardından veya birkaç yıl içerisinde başlayabilmektedir.

Agorafobi tanısı, belirgin sıkıntıların en az 6 aydır sürüyor ve kişinin yaşamındaki işlevselliği düşürüyor olması ile koyulabilir. Zaman zaman hepimiz bazı ortamlarda sıkılabiliriz ya da anksiyete tepkileri verebiliriz. Bu doğaldır ve agorafobi hastası olduğumuz anlamına gelmez.

Özgül Fobi

Fobi, kişinin yaşamını olumsuz yönde etkileyen, normalde korkulmayacak durum, nesne ve etkinlikler karşısında duyulan mantık dışı korkulara verilen isimdir. Kişi korkulmayacağını bilir, korkuyor olmasını anlamsız ve aşırı bulur ancak yine de korkar bu duyguyu önlemek için korku duyulan nesne ve durumlardan kaçınır, bu da kişinin işlevselliğini ve yaşam kalitesini bozar.

Özgül fobide korkulan şey aslında belli bir nesne ya da durumdan çok onlarla karşılaşıldığında yaşanacak sonuçlardır. Yani kedi tarafından tırmalanmak, örümcek tarafından sokulmak gibi. Korku duyulan uyaranla karşı karşıya gelme, neredeyse her zaman, anında anksiyete (kaygı ve endişe duyma) tepkisi doğurur. Bu tepki, bir panik atağı biçimine de dönüşebilir.

Özgül fobilerin oluşmasında kişilerin yaşadığı olumsuz olayların rolü olduğu düşünülse de bu düşünce yanıltıcıdır. Örneğin, asansörde mahsur kaldıktan sonra asansör korkusu yaşamak , bir köpek tarafından kovalandıktan sonra köpekten korkmak gerçek korkulardır. Fobiler ise gerçekte tehlike yaratmayan nesne etkinlik ya da durumlar tarafından uyarılır. Bunların dışında kaybolur.

Özgül fobi grubu içinde sayılabilecek çok çeşitli fobiler bulunmakla birlikte en sık görülenler şunlardır: hayvan fobileri, yükseklik korkusu, kan ve yaralanma fobisi, gök gürültüsü ve fırtına korkusu, uçak korkusu, yalnız kalma korkusu, kapalı yer korkusu, araba korkusu, uzay fobisi, yutma fobisi, dişçi fobisidir.

Tedavi
Bilişsel davranışçı yaklaşımlar, gerektiğinde antidepresan tedavilerle başarılı sonuçlar alınmaktadır.

Yaygın Kaygı (Anksiyete) Bozukluğu

Yaygın anksiyete bozukluğu, kişinin nedeni belirsiz bir endişe içinde olması ve olumsuz olayların gerçekleşeceği ile ilgili beklentisinin süreklilik göstermesidir. Yaygın anksiyete bozukluğunda kaygının belli bir nedeni yoktur ve kişi abartılı bir endişe hali içindedir. Kendilerini provoke edebilecek çok az şey varken, hatta hiçbir şey yokken bile yüksek kaygı ve gerilim içerisinde geçirirler. Felaket beklentileri vardır. Sağlık, para, ailevi problemler ve işlerindeki zorluklarla ilgili kaygıları beklenenden daha yüksek, olması gerekenden daha uzun süren ve işlevselliği etkileyecek düzeydedir.

Bu rahatsızlığın belirtileri şu şekildedir;

  • Nedeni olmayan korku ve endişe, diken üstünde olma hali
  • Kaygı duyulmasına neden olan durumlardan kaçınma
  • Konsantrasyon bozukluğu ve dikkat dağınıklığı
  • Bedensel bir hastalık varmışçasına kendisini gösteren aşırı uyarılma belirtileri, örneğin: yorgunluk, halsizlik, baş ağrıları, titreme, terleme, mide bulantısı
  • Kişinin kuruntularını kontrol altına alamaması

Tabi bu belirtilerin bir kısmını günlük yaşamda birçoğumuz yaşayabiliriz ama bunun rahatsızlık olabilmesi için bu belirtilerin önemli bir kısmının 6 aydır hemen hergün görülmesi gereklidir. Yine kişinin işlevselliğinde iş yaşantısı, ev ya da okul belirgin bir bozulmaya neden olması gereklidir.

Tedavi
Yaygın anksiyete bozukluğu özellikle antidepresan tedavilerin kullanıldığı ilaç tedavileri ve bilişsel davranışçı yaklaşımlar, EMDR, psikodinamik psikoterapiler gibi çeşitli psikoterapi yöntemlerinin klinisyenin değerlendirmesine göre seçilecek tedavi seçenekleridir.