İki uçlu bozukluk (bipolar bozukluk, bilinen diğer adıyla manik-depresif hastalık) iki ayrı hastalık dönemleriyle karakterize olan ruhsal bir bozukluktur. Bu hastalık dönemlerinden bir tanesinde taşkınlık (mani), diğerinde ise çökkünlük (depresyon) bulunmaktadır. Birbirlerine zıt gibi görünen bu iki hastalık dönemi yatışma ve alevlenmelerle seyreder. Hastalık dönemleri dışında ise hasta hemen tamamen normale döner. Bazı hastalarda ise günlük yaşamı kısmen etkileyen kalıntı belirtiler görülmekle birlikte hastalar düzelir. Bu kalıntı belirtiler; uyku problemleri, yorgunluk gibi hastalık belirtileri kadar şiddetli olmayan ama hastayı rahatsız eden belirtiler olarak bulunabilirler.
Mani döneminde kişi fazlasıyla dışa dönüktür. Kendini olağandışı biçimde “iyi” hisseder. Duygudurumu aşırı neşeli ve/veya öfkelidir. Uyku ihtiyacı oldukça azalmıştır ve her türlü aktiviteye ilgi artışı vardır. Çok yemek yer, çok konuşur, konuşma hızı oldukça artmış ve cümleleri arasındaki anlam bütünlüğü zayıflamıştır, çok gezmek, yeni insanlarla tanışmak ister. Ama ilişki kurma biçimi tuhaflaşmıştır, uygunsuz şakalar, jest ve mimikler yapar. Alkol ve madde kullanma miktarı artabilir. Hızlı ve tehlikeli araba kullanabilir, suç içeren davranışlarda bulunabilir. Cinsel aktivite artışı, riskli ilişkiler bu dönemde görülebilir.
Depresyon veya çökkünlük dönemi ise yukarıda bahsettiğimiz durumun tam aksidir. Depresyondaki hastada mutsuzluk, karamsarlık, umutsuzluk, özgüvende azalma, değersizlik hissetme, abartılı suçluluk veya pişmanlık duyguları, eskiden zevk aldığı faaliyetlerden zevk alamama, iştahsızlık veya uykusuzluk gibi değişiklikler, ölüm ve intihar düşünceleri, bedeninde nedeni açıklanamayan ağrılar ortaya çıkabilir. Hastalığın bipolar bozukluk tip1, bipolar bozukluk tip 2, siklotimi gibi alt tipleri bulunmaktadır.
İki uçlu bozukluk toplumlar arası farklılık göstermemekte ve hastalığın yaşam boyu yaygınlığı %0.5-1.5’tur. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre en önemli toplum sağlığı sorunları sıralamasında sekizincidir. Erkek kadın oranı eşittir ve ortalama başlangıç yaşı 20–25 arasındadır. Hastalığın ortaya çıkma nedenleri arasında genetik etkenler belirgindir, hastalığın kalıtsallık %85’tir.
Tedavi
Tedavi hastalığın şiddetine göre hastanede yatırılarak veya ayaktan tedavi şeklinde planlanmalıdır. Tedavi atakların önlenmesi amaçlı koruyucu tedaviler ve atakların tedavisi şeklindedir.Atak tedavisi yapılsa bile koruyucu tedavilerin devam ettirilmesi,uzun süreli tedavinin gerekliliğinin anlaşılması çok önemlidir. Tedavide psikofarmakolojik (ilaç) tedaviler, psikosomatik tedaviler ilk sırada yer alır.
Depresyon (majör depresif bozukluk) nasıl hissettiğinizi, nasıl düşündüğünüzü ve nasıl davrandığınızı olumsuz etkileyen yaygın ve ciddi ancak tedavi edilebilen tıbbi bir hastalıktır. Depresyon sürekli üzüntü halinde olmaya ve zevk veren durumlardan keyif almamaya yol açar.
Üzüntü ve sıkıntı verici olaylarda üzgün hissetmek normaldir. Depresyonda üzgün hissetmekten daha farklı boyutta duygular vardır. Örneğin suçluluk gibi. Bu nedenle depresyon ve üzüntüyü karıştırmamak gerekir.
Başlıca depresyon belirtileri:
Depresyon tanısı konabilmesi için yukarıdaki belirtilerin en az iki hafta devam ediyor olması gerekir. O yüzden bu belirtilerin tek başına kesitsel olarak geçici olarak hayatımızda var olmaları bu tanıyı koydurmaz. Depresyon çocukluktan yaşlılığa kadar her yaşta görülebilir. Kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır. Bir kez depresyon geçirenlerde hayatın ilerleyen zamanlarında tekrar yakalanma ihtimali vardır. Depresyonun bir çok alt tipi vardır.
Tedavi
Bireysel (bilşsel davranışçı yaklaşımlar, psikodinamik psikoterapiler vs.) ve grup terapileri yararlıdır. Ağır depresyon olgularında ilaç tedavileri antidepresanlar başta olmak üzere kullanılmaktadır. İntihar riski olan ve şiddetli seyreden olgular hastanede yatırılarak tedavi edilmelidirler.